31 Mart Vakası (Ayaklanması)

31 Mart Vakası, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’da yönetime karşı yapılmış büyük bir ayaklanmadır. 13 Nisan 1909 tarihinde başlayan bu ayaklanmanın,  31 Mart Vakası olarak adlandırılmasının nedeni, bu tarihin Rumî Takvim’e göre 31 Mart 1325 olmasıdır.

Meşrutiyet döneminin en önemli olayı olarak kabul edilen ve on üç gün süren ayaklanma, başlangıçta askeri bir isyan olmasına rağmen ayaklanmaya dahil olan softaların kara propagandaları sonucu sonradan dini bir karakter kazanmıştır. Olayların sistemli, planlı bir harekete dayandığı konusunda kesin bilgiler bulunmazken, isyanın ilk günü hükûmet istifa etmiştir. Bunun sonucunda isyancı askerler, yedi gün boyunca İstanbul’a hakim olmuştur.

31 Mart ayaklanması sırasında bir milletvekili, bir nazır ve sayısı tam olarak tespit edilemeyen çok sayıda asker ve sivil hayatını kaybetmiştir.

Ayaklanmanın nedeni (Olayların arka planı)

Meşrutiyetin1908’de ilan edilmesinden sonra yeni bir siyasi yapılanma yaşayan Osmanlı Devleti’nde bundan rahatsızlık duyan bir kesim ortaya çıkmıştı. Böylece hem halk arasında hem de ordu içinde kutuplaşma ve gerginlikler yaşanmaya başlamıştı. Nitekim 1908’in Ekim ayında ordu içindeki “mektepli” subaylar ile “alaylı” subaylar arasındaki hoşnutsuzluklar arttı. Eski sisteme göre yetişen alaylı subayların ordudan tasfiye edileceği söylentileri, alaylı subayların mekteplilerle ilişkilerini iyice bozmuştur.  Hoşnutsuzlukların artması ile birlikte ordu içinde isyan hareketlerinin yaşanması gecikmedi. 31 Mart ayaklanmasından önce yaşanan en önemli askeri isyan Taşkışla Olayı patlak verdi. Askerlik süreleri biten ve terhis edilmeyi bekleyen 87 eratın, askerlik süreleri tekrar uzatılmıştı. Ekim 1908’de Taşkışla’da gerçekleşen ayaklanma, kanlı bir şekilde bastırıldı. Aralık 1908’de bir tiyatro oyununda oyunun erlere yasak edilmesi ikinci bir ayaklanmaya neden oldu. “Madem ki bize yasak, subaylara da yasak olsun” diyen bir grup asker, tiyatroyu bastı ve şiddetli çarpışmalar oldu.

Ayaklanmanın başlaması

Rumeli’den getirilip Taşkışla’ya yerleştirilen 4. Avcı Taburu, 12-13 Nisan 1909 gece yarısı (Rumi takvimle 30 Mart’ı 31’e bağlayan gece) ayaklandı kışladaki komutayı ele alıp, bazı subayları hapsetti. Askerler gün ağarmadan önce kışladan çıkıp Ayasofya Meydanı’na ilerlerken isyan hızla diğer kışlalara da yayıldı. Sayıları 6 bin kadar olan askerler, “şeriat isteriz, padişahım çok yaşa” nidalarıyla meydanda toplandılar. Onlara katılan yüzlerce hoca ve medrese öğrencisi de gelerek mektepli subayların orduyu frenkleştirmeye çalıştıkları, bütün bunların İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin başı altından çıktığı, din hükümlerinin ayaklar altına alındığını ifade eden konuşmalar yaptılar.

Kalabalık giderek artınca isyancılar, meydanın yakınında bulunan Meclis binasını kuşattılar. Hükûmetten Harbiye Nazırının ve Mahmut Muhtar Paşa’nın görevlerinden alınmasını, eski Harbiye Nazırı Nâzım Paşa’nın yeniden göreve getirilmesini talep ettiler. Aracı olarak Şeyhülislam Ziyaettin Efendi’yi gönderdiler. Çok geçmeden İstanbul’un tüm semtleri isyancı erlerin kontrolüne geçti. Osmanlı kabinesi, isyancıların isteklerini kabul etti. Ancak bunu isyancılara ulaştırmadılar. Bu sırada zaten meclis isyancılar tarafından işgal edilmişti. Adliye Nazırı Nâzım Paşa ve Lâzkiye Milletvekili Aslan Bey öldürüldü. Bahriye Nazırı Rıza Paşa ise ağır yaralandı. Milletvekilerinin öldürülmesi, Şurayı Ümmet ve Tanin basımevlerinin yağma edilmesi üzerine padişahın isteği ile kabine istifa etti. İsyancıların görüşleri doğrultusunda 14 Nisan 1909’da Tevfik Paşa Kabinesi kuruldu ve göreve başladı.

Genel af ilan edildi ancak buna rağmen, isyancıların zorbalığı devam etti. Aralarında Şerif Sadık Paşa ve Katibi Esat Bey, Süvari Teğmeni Selâhattin Mümtaz ve Üsteğmen Yusuf Nurettin’in bulunduğu bazı subaylar şehit edildi. İstanbul içerisinde dolaşan küçük isyancı grupları silah atmaya başladı. Bu kişiler, Türk kadınlarının Beyoğlu’na çıkmasına engel olmaya, Frenk gömleği giyen kimseleri tartaklamaya başladılar. Asâr-ı Şevket Zırhlısı Kaptanı Deniz Binbaşılarından Ali Kabuli Bey’in, kendi gemisinin erleri tarafından sokaklarda sürüklenip Yıldız Sarayı’na kadar götürülerek, Abdülhamit’in gözleri önünde şehit edildi. Bu olay, isyancıların en vahşi eylemlerinden biridir.

İsyanın bastırılması

İstanbul’daki isyanı, Jandarma Yüzbaşısı İsmail Canbulat Bey’in ilettiği “Meşrutiyet mahvoldu” ibareli telgrafla öğrenen Selanik’te büyük bir protesto mitingi düzenlendi. Serez ve diğer Makedonya şehirlerinde de büyük gösteriler oldu. Padişaha, sadarete ve Meclis-i Mebusan’a protesto telgrafları çekildi.

Selanik’teki İttihatçılar arasında, İstanbul üzerine bir kuvvet yollamak konusunda bir fikir birliği oluştu. 14 Nisan günü Selanik’te genel seferberlik ilan edilerek Selanik Redif Tümeni’nin bütün taburları silah altına alındı. Bu birliklere Edirne’de bulunan İkinci Ordu Birlikleri ve Selanik çevresinde sivil gönüllüler de katıldı. Özgürlük kahramanı olarak tanınan Resneli Niyazi Bey de, Resne’de bir araya getirdiği gönüllülerle birlikte bu hareketin içinde yer aldı.Toplanan bütün kuvvetlerin başına Selanik IX. Redif Fırkası (tümeni) Kumandanı Hüsnü Paşa getirildi, Kurmay Başkanlığına da Kolağası Mustafa Kemal Bey atandı. Mustafa Kemal Bey, Selanik’ten İstanbul’a hareket eden orduya “Hareket Ordusu” adını verdi.

Hareket Ordusu,, 19 Nisan'da İstanbul’a Ulaştı

Hareket Ordusu, 14 Nisan akşamı trenle İstanbul’a hareket etti. İstanbul önlerine geldikten sonra 19 Nisan’da İstanbul halkına ordunun amacını açıklayan bir beyanname yayımladı. Hüseyin Hilmi Paşa’nın imzasıyla yayımlanan beyannameyi Mustafa Kemal kaleme almıştı. Beyanname, telgrafla Erkan-ı Harbiye-yi Umumîye’ye iletildi ve sokaklarda halka dağıtıldı.

Hareket Ordusu İstanbul’a girme hazırlığında iken, ordunun komutanlığına getirilen Mahmut Şevket Paşa, 23 Nisan’ı 24 Nisan’a bağlayan gece orduya İstanbul içlerine ilerleme emri verdi. İsyancılar, Taşkışla, Davutpaşa ve Taksim Kışlaları’nda büyük direniş gösterdi. Buralarda yaşanan kanlı çarpışmalar gün boyu sürdü. Hareket Ordusu İstanbul’u asilerden temizledikten sonra Yıldız Sarayı’nı kuşattı. İki gün süren kuşatmadan sonra 27 Nisan’da Hareket Ordusu saraya girdi ve denetimi ele geçirdi.

Hareket Ordusu, İstanbul’da duruma tamamen hâkim olunca, Meclis-i Mebûsan 25 Nisan’da Ayasofya yakınındaki kendi binasına geri döndü. Meclisin 27 Nisan 1909’da yaptığı toplantıda, Sultan Abdülhamit’in hilafet ve tahttan indirilmesi oy birliği ile kabul edildi. Yerine kardeşi Veliaht Mehmet Reşat Efendi getirildi. Abdülhamit, Selanik’te sürgüne gönderildi.

İstanbul’da sıkıyönetim ilan edildi. 31 Mart İsyanı’na karışanlar saptanarak teker teker tutuklandı. Suçluların yargılanması için üç Divan-ı Harp; tutuklananların ilk sorgulamalarını yapmak üzere Tahkik Heyetleri oluşturuldu. 70 kişi idama, 420 kişi müebbet ve 6 aydan başlayan çeşitli hapis, yüzlerce kişi de süresiz sürgün cezalarına çarptırıldı.

31 Mart şehitleri için yaptırılan ve açılışı 23 Mayıs 1911 tarihinde gerçekleşen Abide-i Hürriyet’e 2 subay ve 42 askerin cenazesi yerleştirildi.

İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.