Beslenme Alışkanlıkları ve Hastalıklar

Beslenme Alışkanlıkları ve Hastalıklar

Beslenme alışkanlıklarımız, değişen şartlara göre değişmektedir. Yemeğe ayrılan zamanın artan iş yükü ile doğrudan ilişkisinin varlığını kabul edersek; sofra kültürünün de nitelik ve nicelik bakımından değişiklik gösterdiğini söyleyebiliriz. Herkesin kabul ettiği gibi anne sütü en besleyici en temiz ve barsaklardan en iyi emilen, hiç bir allerjen özelliği olmayan, bir bebek için temel olan besin kaynağıdır. Bununla birlikte elbetteki ömür boyu anne sütü alamayız.

Çocukların sağlık açısından temellerini iyi atmak istiyorsak, olumlu etkisi anne sütü kadar olmasa bile zararsız beslenmeye önem vermemeliyiz. Çocuklar bir yandan enerji gereksinimlerini karşılarken diğer yandan büyümek için yapı taşı olarak besinleri kullanılırlar. Sağlam yapı için toksik madde içermeyen besinler tercih etmeli ve fazla kalorinin hormonal bozukluk yaptığını unutmamalıyız. Yani tıka basa yedirmemeliyiz!

İnsanlık tarihi boyunca beslenme ile doğrudan ilişkili hastalıklar hep olmuş ve günümüzde de olmaktadır. Çiğ yenen et ve sebze-meyveler ile geçen hastalıkları örnek verebiliriz. Çiğ balık eti yiyen Japonlarda mide kanserlerinin daha fazla görüldüğü artık bilinmektedir. İyi yıkanmamış yiyeceklerden parazitozların olduğunu hepimiz biliriz.

Sularla bulaşan tifo hastalığını da belirtmeden geçemeyiz. Yanmış gıdaların, özellikle etlerin barsaklarda kanser olasılığını artırdığı ile ilgili çokça bilimsel çalışma yapıldı. Acılı, baharatlı yemek, çok turşu tüketiminin hemoroid hastalığını tetiklediğini söyleyebiliriz. Bir genel cerrah olarak oldukça yaygın örnek gördüğümü söyleyebilirim. Yine genetiği değiştirilmiş besin kaynaklarının ve ya geliştirici madde kullanılmış besin maddelerinin daha sonra nasıl bir sağlık sorunu yaratacağı tartışılmaktadır. Benim tanık olduğum, kırk kişinin zehirlendiği ıspanak olayında kontrolsüz tarım ilacı kullanımı sonucu olan zehirlenme olduğu tespit edilmişti.

Gıdaların nereden aldığımızın önemi büyüktüktür. Günlük onbeş mililitreden fazla alkol alımının kronik alkolizm olarak kabul edilmesinin sebebibi ise düşük dozlara, uzun süreli toksitenin sağlık sorunları yaratmasıdır. Salam, sosis, salamura edilmiş tuzlu yiyecekler içerikleri bakımından mide barsak hastalıklarınından sorumlu tutulmaktadırlar. Fazla çay içimi demir emilimini azalttığı bilinmektedir. Çok tüketilen ketçap ve mayonez cips gibi yiyeceklerin de yüksek kalori ve katkı madde içerikleri tartışılmaktadır. Bira da bir mayalı olarak sorulara maruz kalmaktadır. Elbetteki örnakleri çoğaltabiliiriz.

Hem güzel, keyifli yemek hem de az kalori alarak hastalıklara yakalanmak bir yana korunmak elimizde. Yeşili çok tüketmeli kırmızı etten az tüketmeli, bol su içmeli, günde en az on bin adım atmalı, sabah kalktığımızda en az otuz defa derin nefes alıp vermeliyiz. Sebze ağırlıklı yemeli, Akdeniz tipi beslenmeliyiz. Akdeniz tipi beslenmede yani lifli beslenmede kan şekeri hızlı yükselmez, barsaklar çalışır hem kabız kalınmaz hemde toksik madde oluşmaz. diğer yandan barsak kanserlerinden korunmuş oluruz. su içiyorum ama kilo oluyor sözü doğru değil mutlaka tükettiğimizden fazla enerji alıyoruz demektir bu. Yeşili seveceğiz doğaya saygılı olacağız ve kediyi koruyacağız!

Dr. Muharrem Yılmaz
Genel Cerrahi Uzmanı

Sizin İçin Seçtiklerimiz

Yazar Hakkında: bilgitor

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.