Dışavurumculuk (ekspresyonizm) Nedir? Sanatta Dışavurumculuk

Dışavurumculuk (ekspresyonizm) Nedir? Sanatta Dışavurumculuk

Dışavurumculuk (ekspresyonizm) Nedir? Resim, Heykel, Mimari, Tiyatro, Film, Müzik ve Edebiyatta Dışavurumculuk

Öznelci bir sanat akımı olan ekspresyonizm, Türkçede Dışavurumculuk terimiyle adlandırılmıştır. Alman filozof Edmund Husserl’un olaybilimini (Fenomenoloji) sanata uygulamaya çalışan ve sanatçının iç gerçeğinden başka hiç bir gerçekliği kabul etmeyen bir sanat akımıdır. Nesnel gerçek, daha doğrusu doğanın gerçekçi şekilde betimlenmesi yerine bireyin iç dünyasının, duygularının öne çıktığı 20. 20. yüzyıl sanat akımıdır.

Siyasal ve ekonomik bunalımın yaygınlaştığı Almanya’da pozitivizm, naturalizm ve empresyonizm akımlarına karşı alternatif olarak doğduğu söylenebilir. 19. yüzyıl realizmi ve idealizmi yerine anti-natüralist öznellik bakış açısına sahiptir. Sanatta dışavurumcu yaklaşımın amacı sanatın, sanatçının duyguları ve iç dünyasının renk, çizgi, düzlem ve kütle aracılığıyla açığa çıkarılmasıdır. Ekspresyonizmde sanatçının, gerçek ve görünen nesneleri geleneksel kurallarla değil gerçeğin biçimini deforme ederek, kendi öznel duygularına göre üretmesi söz konusudur.

Dışavurumculuk bir sanat akımı olarak ortaya çıkmadan önce bazı ressamların tablolarında ifade buluyordu ancak kavram olarak 20. Yüzyıl eserleri için kullanılmaktadır. 16. Yüzyılda İspanyol ressam El Greco ve Alman rönesans ressamı Matthias Grünewald eserlerinde dışavurumcu ögeler kullanmıştır. Ekspresyonizm, edebiyat, film, heykeltıraşlık, mimarî, müzik, resim, tiyatro gibi birçok sanat alanında etkisini göstermiştir.

Dışavurumcu resim

Bozulmuş çizgiler, şekiller ve abartılı renklerle sanatçının duygusal dünyasını aktarmayı hedefler. 19. yüzyıl gerçekçilik ve idealizmine karşıt anti-natüralist öznelliğe sahip bir bakış açısı içerir.
Edward Munch’un Çığlık adlı tablosu, bunun belirgin bir örneğidir.
Dışavurumcu resim örneği Edvard Munch Çığlık Adlı tablosu
Ekspresyonist bir sanat eserini yorumlarken çizgilerin, renklerin kullanımına dikkat edilmelidir. Sivri keskin çizgiler, kırmızı ve tonları öfkeyi ön plana çıkarırken, dairesel oluşumlar, mavi ve tonları daha çok sakinliği vurgular.

Die Brücke (Köprü) 1905-1912 Dresden – Kirchner, E. Nolde, Mueller, Rottluf, E. Heckel Der Blaue Reiter (Mavi süvari) Münih – F. Marc, Mache, Kandinsky, Jawlensky, P. Klee
Önemli dışa vurumcu ressamlar arasında Edward Munch, Kirchner, James Ensor ve Oscar Kokoschka sayılabilir. Edward Munch, Ensor ve Kokoschka, kaynaklarda ekspresyonist öncüler olarak geçmektedir.

Mimarîde Dışavurumculuk

Almanya’da, 20. Yüzyılın hemen başlarından itibaren etkisini gösteren ekspresyonist mimarî, bu Bauhaus okuluyla paralleklikler taşır. Mimaride dışavurumcu yaklaşım kendine has dinamiklerini de belirler. 90 derecelik açıyı ortadan kaldırmak temel teknik olarak düşünülürken, işlevselliği formla bütünleştirme amacı, alışılmamış formların ve yeni malzemelerin kullanılmasıyla ifadeci mimarlık anlayışının kendine özgü dinamiklerini oluşturur. Bireysel ve dolayısıyla duygusal tasarım anlayışı, ekspresyonist mimarlığın felsefesidir.

Nazilerin Almanya’da başa geçmesinden (1933’te) beş yıl sonra ekspresyonist sanat yok olmuştur. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ise brütal bir anlayışla etkinliğini yeniden göstermiştir. Çoğu ekspresyonist sanatçının kaybedilen savaşta yer almasıyla oluşan stres yüklü duygulanımları da dışa vurumculuğu doğuran bir faktör olmuştur.

1960’larda yapılan Sydney Opera Binası ise, postmodern ifadeciliğin en önemli yapıtlarıdır. Ekspresyonist mimari, kübist, minimalist ya da fütürist anlayışlarla da özdeşleşerek temel bir sanatsal ifade olarak canlılığını sürdürür.

Dışavurumcu heykelcilik

Aralarında Ernst Barlach ‘ın da bulunduğu bazı heykeltıraşlar dışa vurumculuğu benimsemişlerdir. Erich Heckel gibi bazı ressamların da dışa vurumcu heykel çalışmaları bulunmaktadır.
Dışavurumcu tiyatro

1909 yılında Oskar Kokoschka’nin yazdığı “Cinayet, Kadınlar için Umut (Mörder, Hoffnung der Frauen)” adlı küçük oyun, ilk dışavurumcu tiyatro eseri olarak kabul edilir. 20. yüzyıl başlarında Alman tiyatrosunda ekpreseyonist tiyatro akımı etkili olmuştur.

Dışavurumcu edebiyat

Franz Kafka’nın Almanca yazılmış romanları genellikle dışavurumcu olarak adlandırılmıştır. Almaca konuşulan ülkelerde dışavurumcu şiir büyük gelişme ve yaygınlık göstermiştir. Georg Trakl, Georg Heym, Ernst Stadler, Gottfried Benn ve August Stramm dışavurumculuğun önemli örnekleridir.

Dışavurumcu müzik

20. Yüzyıl müziğinde en çok etkisini gösteren ve en önemli müzik akımlarından biri dışavurumculuktur. “İkinci Viyana Ekolü” adı altında müzik bestecileri Arnold Schönberg ile öğrencileri Anton Webern ve Alban Berg, ekpresyonist adını verdikleri müziksel parçalar bestelemişlerdir.

Dışavurumcu film

Sinemada, genel olarak Alman Dışavurumculuğu adı verilen ekpresiyonist film anlayışı vardır. Dışavurumcu filmlerde karakteristik olarak gerçek-dışı ve genellikle absürt dekorlar, çarpıtılmış perspektifler ile ışık ve gölge abartılı şekilde kullanılmaktadır.
Dışavurumcu sinema yapıtları arasında Robert Weine’nin Dr. Caligari’nin Muayenehanesi (Das Cabinet des Dr. Caligari) filmi, Paul Wegener ve Carl Boese’nin “Golem: Dünya’ya nasıl geldi (Der Golem, wie er in die Welt kam)” filmi ve F.W.Murnau’nun Nosferatu, Bir Dehşet Senfonisi adlı filmler bulunmaktadır.

Bilgitor

Sizin İçin Seçtiklerimiz

Yazar Hakkında: bilgitor

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.