Herakleitos Kimdir? Hayatı, Düşünceleri ve Sözleri

KARANLIK FİLOZOF HERAKLEİTOS ( İÖ 540-480)

Hayatı hakkında bize, günümüze ulaşmış bilgilere göre Efes’li olup babasının adı Blason’dur. Kimi yorumlara göre İÖ 530/540- 470/480 yılları arasında yaşadığı söylenebilir. Her ne kadar bir kitap (Doğa üzerine) yazdığı söylense de onun bu kitabı tam olarak bize ulaşmamış olup, günümüze ondan bize ulaşan bilgiler de diğer filozoflardandır. Yine bilinen bir diğer özelliği soylu/Aristokrat bir aileden geldiğidir. Soylu ve zengin olsa da toplumdan uzaklaşıp servetin doğuracağı kaygılardan kaçarak Efes’te, tapınak direkleri arasındaki gölgelikte, incelemeler yapmak üzere toplumdan uzak, münzevi, yoksul bir hayatı seçmiştir.

Toplumu bilgisiz, cahil, anlayışsız gören Herakleitos’un “bu tavrı onun “Karanlık” lakabı kazanmasına yol açmıştır” diyenler olduğu gibi “değişik benzetmeler ve karşılaştırmalar içeren, ince elenip sık dokunarak, çok yalın, öz ve kesin bir dille yazılmış ve bu yüzden de olasılıkla bile bile üstü kapalı ve karanlık bırakılmış anlamlarla dolu yazıları sebebiyle” bu lakabı aldığı da söylenir. Ondan kaldığı bilinen hiç olmazsa yüzden fazla sözün böyle karanlık ve gizemli bir havası vardır. Herakleitos yaşlanınca toplumla ilişkisini iyice koparmış ve dağlarda ot yiyerek münzevi bir yaşam sürmüştür.

“Ben kendi kendimi aradım”, diyen Herakleitos, kendisinden önceki düşünürler gibi yalnız insanın derinliklerini araştırmakla kalmamış, insanı ve insan davranışlarını varoluşun derin anlamı içindeki yerine oturtmaya çalışmıştır. Bu bağlamda düşüncenin düşünceyle, insanın insanla, erkeğin kadınla, sınıfların sınıflarla, halkların halklarla savaşı, evrenin uyumlu bütünlüğünü sağlar. Gelişim, karşıt güçlerin karşılıklı değişimiyle olur. “Tanrı ise, hem gecedir hem gündüzdür, hem yazdır hem güzdür, hem savaştır hem barıştır, hem bolluktur hem darlıktır.” Bu sebeplerle bir insanın elde edebileceklerinin tümünü elde etmesi, bütün istediklerine kavuşması güzel bir şey değildir. Çünkü sağlığı değerli yapan hastalıktır, kötülükle ölçüldüğünde iyiliğin değeri anlaşılır, açlık çekilirse doymanın ne olduğu bilinir, yorgunluk olmadan dinlenmenin tadına varılamaz.

Herakleitos ve ateş

Diğer Milet’liler gibi ilgisi varlık sorununa, yani ana madde sorununa yönelmiştir: Arke nedir? Ancak onun bu soruya verdiği yanıt diğer Milet’lilerden farklıdır. O evrenin ana maddesi olarak “ateş”i görür. Görünüşte bu suyun, havanın yerine ateşi koymak, yani bir mad­denin yerine bir başka madde koymak gibidir. Fakat Milet’li filozoflar ana maddeyi kalıcı, kendisiyle özdeş bir şey, doğanın değişmeyen özü olarak değerlendiriyor­lardı. Gerçek doğa, bu değişmeyip kalan şeydi. Oysa Herakleitos’ta “ateş” başı sonu belli olmayan değişmeyi temsilen kullanılmıştır. Milet’li diğer filozoflardaki sabit ana maddeye karşılık, Herakleitos’ta arke (ateş) her şeyi değiştiren, dönüştüren süreçtir. Onun, “her şey akar (Panta rei)” derken, rastlantı değildir “Ateş”i ana madde olarak seçmesi. Ateş akar, yakıp kemirir, siler, süpürür, değiştirir… Aynı zamanda onun için bu ateş bizim anladığımız ateşten ziyade olasılıkla derinliklerimizdeki güç ya da enerji ya da Tanrı olarak yorumlamamız gerekir ki insan ruhunun da bu ateşin bir parçası olduğunu söylemiş olması bu yorumu güçlendiriyor.

O “her şey akar” ve “inen ve çıkan yol bir ve aynıdır.” derken durağan bir şey olmadığını, evrenin bir “oluş”tan ibaret olduğunu vurgulamaktadır. Bu oluş geçici bir uyumdur. Her şey karşıtına dönüşmektedir. Yani onda “çokluk ötesindeki birlik” ya da “karşıtların birliği” düşüncesini görmekteyiz. Ancak o, bunu Parmenides gibi hiç değişmeden kalan bir varlık, ve oluşumları, değişimleri ve varlıkların çokluğunu yalnızca bir aldatmaca, bir yanılgı olarak görmez.

“Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir”

Her şey karşıtına dönüşmektedir. “Yaşam ve ölüm, uyuma ve uyanık olma, gençlik ve yaşlılık bunların hepsi aynıdır; daha önceki durum değişerek daha sonraki duruma dönüşür.” “Savaş her şeyin atasıdır.” Yani Dünya bir didişme üzerine kurulmuştur. Karşıtlıklar ve çelişkiler olmasa uyum olamayacaktı. Bu ikisinin mücadelesi varlıkları uyuma, düzene götürür ve her düzen de kendi içinde çelişkilerini taşıdığı için değişim kaçınılmaz olur. Bu bir çeşit dengedir ve dünya bu mücadele, değişim üzerine kurulmuştur. “Aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz.” (Çünkü bu arada yeni sular akmış, su ve biz de ikinci yıkanışımızda biraz değişmişizdir.) Ve şu ünlü söz:  “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir, her şey geçicidir, hiç bir şey kalmaz” ondan geliyor olsa gerek.

Peki bu karşıtlığa rağmen düzeni sağlayan nedir? Herakleitos buna logos’tur yanıtını verir. Evrenin yaratılmadığına ve öncesiz zamanlardan beri var olduğuna inanan Heraklieitos!a göre insanın uyması gereken ilke «Logos» tur. Logos tam çevirilemese de söz, evrensel akıl, mantıklı söz, mantık, ilke, evrensel yasa ya da bilg belki de bu kavramı soyut bir evren yasası olarak yorumlayabiliriz. Ancak tüm bu yorumların hiç biri kesinlik taşımaz. Çünkü O kullandığı kavramların yanlış anlaşılmasının önüne geçmek için hiç bir girişimde bulunmamıştır, bir tarz olarak bu kapalı söyleyişi benimsemiştir.

Karanlık filozofumuzun bu yaşamı, tavrı ve görüşleri sonradan gelenleri oldukça etkilemiş Onun «karşıtlıkların birliği» öğretisinin bir benzeri Hegel’de ve Marx’ta diyalektik adını almış, Herbert Spencer’in ortaya attığı gelişim öğretisini, Nietzsche ve Darwin’i de etkilemiştir.

Herakleitos-Fragmanlar

Herakleitos sözleri (Herakleitos-Fragmanlar kitabından alıntılanmıştır.)

Altın arayanlar pek çok toprağı kazar ve az şey bulurlar.

Eşekler samanı altına tercih eder.

Karakter insanın kaderidir.

Ruhlar için ölüm su olmaktır. Suyun ölümü toprak olmaktır. Su topraktan meydana gelir, ruh da sudan.

Ruhu nemli olan biri, sakalı bitmemiş bir çocuk tarafından nereye götürüldüğünü bilmeyen sarhoş gibidir, yalpalar durur (Not: İlk dönem Yunan düşüncesinde nemli ve ıslak olmak ruh için bilinçsiz bir durumda olmaktır. Kendine gerekli özeni göstermeyen, bilgece yaşam sürmeyen insanın ruhu nemlenir ıslanır.)

[İyi ve kötü bir ve aynı şeydir] Hekimler keserek ve dağlayarak hastalarına acı veriyorlar. Bu yüzden talep ettikleri ücret haksızdır. Çünkü hekimlerin yaptığı iyilik, hastalıkların verdiği acıdan farklı değil.

Güneş her gün yenidir.

Tutkulara karşı mücadele etmek zordur. Arzu edilen şeyin bedelini ruh öder.

Mutluluk bedensel hazlardan kaynaklanmış olsaydı, öküzler yemek için burçak bulduklarında, onlara mutlu varlıklar derdik.

Ölümlüler insanı ölümsüzler Tanrıları belirtir.

Çemberin çevresinde başlangıç ve son ortaktır. Hastalık sağlığı iyi ve hoş kılar, açlık tokluğu, yorgunluk dinlenmeyi.

Doğa saklamayı sever.

Köpekler tanımadıklarına havlar.

Bütün yolları yürüsen bile ruhun sınırlarına ulaşamazsın,öylesine derindir ruhun logosu.

Bütünün kendisi olan bu kosmos’u ne bir tanrı ne de bir insan meydana getirmiştir. O, daima belli ölçülere göre yanan, belli ölçülere göre sönen ezeli ve ebedi ateştir.

Ana babasını dinleyen çocuklar gibi olmamalıyız; yani bize aktarıldığı gibi.

Ölümsüzler ölümlü,ölümlüler ölümsüz. Biri diğerinin ölümünü yaşar, diğeri de ötekinin yaşamını ölür. Yaşam, taşları ileri sürerek oynanan çocukluktur.

Her sürüngen kırbaçlanarak otlağa güdülür

Krallık çocukluğundur.

Bana göre bir insan çok iyi ise bin kişidir.

Soğuk ısınır, sıcak soğur, nemli kurur, kuru nemlenir.(Her türlü oluş, sıcak, soğuk, nemli, kuru gibi karşıt ögelerin birbirine dönüşmesi sonucunda ortaya çıkar.)

Tanrı iseler ne diye arkalarından ağlıyorsunuz? Arkalarından ağlıyorsanız ne diye kendilerini hala tanrı kabul ediyorsunuz?

Çoğunluk kavramaz karşılaştığı şeyleri. Ne de anlar öğretildiği zaman. Yalnızca öyle gözükür Uykudayken yaptıklarını unuttukları gibi, uyanıkken yaptıklarını da bilmiyorlar. Anlamadan dinlerken sağırlara benziyorlar. Atasözü onlar için söylenmiş: buradalar ama yoklar.

Hazırlayan: Alpay KOZAN

Sizin İçin Seçtiklerimiz

Yazar Hakkında: bilgitor

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.