Sait Faik Abasıyanık Kimdir? Kısaca Hayatı ve Eserleri

Sait Faik Abasıyanık (23 Kasım 1906 – 11 Mayıs 1954)

Sait Faik, 23 Kasım 1906 tarihinde,  Adapazarı Semerciler Mahallesi’nde dünyaya geldi.  Doğduğunda, kendisine Mehmet Sait ismi verildi. Sonraki yıllarda, babasının adını ekleyip Mehmet’i atarak Sait Faik adını kullanmaya başladı.  Abasızzadeler ya da Abasızoğulları olarak anılan aile, Soyadı Kanunu çıktığında, Sait Faik’in isteği ile Abasıyanık soyadını aldı.

Sait Faik, ilköğrenimini Adapazarı’nda, yabancı dilde eğitim veren ve bu nedenle, şehirde Gâvur Mektebi olarak anılan Rehber-i Terakki isimli özel okulda tamamladı. İlkokulu bitirdikten sonra Adapazarı İdadisi’ne devam etti. 1920’deki Yunan işgali nedeniyle eğitimine ara verdi.  Abasıyanıklar Düzce ve Bolu’da ve son olarak da Hendek’te yaşadılar. Sait Faik, işgalin bitmesiyle Adapazarı’nda idadi eğitimini tamamladı.  Aile 1924 yılında, oğullarının lise eğitimi için İstanbul’a taşındı ve Sait Faik, İstanbul Erkek Lisesi’nde okumaya başladı.  Onuncu sınıfta, Arapça öğretmenleri Seyit Salih Efendi’nin sandalyesine iğne koyduğu için kırk bir arkadaşıyla birlikte okuldan atıldı. Bu olaydan sonra eğitimini Bursa Erkek Lisesi’nde tamamladı.

Sait Faik,  İlk öyküsü olan İpekli Mendil’i Bursa Erkek Lisesi’nde edebiyat dersi ödevi olarak yazdı. Uçurtmalar ve Zemberek hikâyelerini de Bursa’da kaleme aldı. Yazarın, lise eğitimindeki aksaklıklar ve kişisel isteksizliği nedeniyle iyi bir eğitim hayatı olmadı.

1928’de liseyi bitirip İstanbul’a dönünce yazmaya devam etti. Hikâyeleri ve şiirlerini dergi ve gazetelere gönderiyordu.  1928 sonunda İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne girdi ancak iki yıl sonra Uygurca öğrenmek istemediği için ayrıldı. Uçurtmalar adlı hikâyesi 1929’da Milliyet Gazetesi’nde yayımlandı.

Sait Faik, sanat ve edebiyat çevreleriyle İstanbul Üniversitesi’nde okuduğu dönemde tanışmaya başladı. 1930 yılında on öyküsü ve bir yazısı Hür Gazete’de yayımlandı. 1931 yılında iktisat okumak üzere Lozan’a gitti. 15 gün kaldıktan sonra sıkıldı ve Fransa’nın Grenoble şehrine geçti. Burada Fransızca öğrenmek amacıyla Champollion Lisesi’ne devam etti. Ardından, üç dönem boyunca Grenoble Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde okudu. Burada 3 yıldan fazla yaşadı. Aynı dönemde Paris’i, Lyon’u, Strazburg’u ziyaret etti. 1934 yılında ailesinin isteği ile Orta Avrupa üzerinden Tuna Nehri yoluyla İstanbul’a geri dönerek, Nişantaşı’na yerleşti.

Sait Faik, bir süre Türkçe öğretmenliği yaptıktan sonra, babasının ortaklarından Ali Emali’yle birlikte bir dükkân işletmeye başladı. İşlerle uğraşmadığı için altı ay sonra dükkânı babasına boş olarak teslim etti. Hikaye yazıyor, bir yandan da André Gide’den çeviriler yapıyordu. Fransa hatırlarından oluşan öyküleri Varlık Dergisi’nde yayımlandı. 1936’da babasının maddi desteği ile ilk hikâye kitabı olan Semaver’i Remzi Kitabevi’nden çıkardı.  Semaver’den sonra yazmaya devam etti ancak yazdıklarının fazla ilgi görmemesi, düş kırıklığına neden oluyordu.

Eylül 1937’de Marsilya’ya gitti, on sekiz gün kaldıktan sonra tekrar İstanbul’a geri döndü. 1938 yılında, babası Burgaz Adası’nda bir köşk satın aldı ve aile bu köşke taşındı. Mehmet Faik Bey, 29 Ekim 1938’de Burgaz Adası’nda vefat etti. Sait Faik, babasının ölümünden sonra kışları Nişantaşı’ndaki apartmanlarında, yazları ise Burgaz Adası’nda yaşamaya başladı. 1939 yılında on altı hikâyeden oluşan ikinci kitabı Sarnıç’ı Çığır Kitabevi’nden çıkarttı.

Sait Faik Hakkında Açılan Dava

Sait Faik, 1940 yılında yayınlanan üçüncü hikâye kitabı Şahmerdan’da yer alan Çelme isimli hikâyesiyle, halkı askerlikten soğutmakla suçlanarak askerî mahkemeye verildi. Bu öykü, 1937’de Kurun gazetesinde, 1940’ta da Varlık Dergisi’nde yayınlanmıştı. Sait Faik, 10 Eylül 1940’ta Ankara’da yapılan duruşmada hazır bulundu. Oğlunun mahkemeye düşmesine çok üzülen annesi Makbule Hanım da, yazarı yalnız bırakmadı. Orhan Veli Kanık, Abasıyanık’a o dönemde yazdığı bir mektupta “… bu arada Çelme hikâyesini buldum ve okudum ve başına bu işi açanlara küfrettim. Harika hikâye azizim.” diye yazarak arkadaşına destek oldu. Davadan beraat etti ancak annesi onun yazmasını bu olaydan sonra istemedi.

Sait Faik’in Romanının Toplatılması

Sait Faik Abasıyanık, 1942 yılında bir süre boş kalmamak için Haber-Akşam Postası isimli gazetede muhabir olarak çalıştı.  Mahkemelerde röportaj yapan yazar, bu röportajlarına gözlemlerini de katarak Mahkemelerde başlığı ile yayınlıyordu. Bu işe bir ay dayanabildi ve 28 mahkeme röportajı yazdı. Öykü kıvamındaki bu yazıları, 1956 yılında Varlık Yayınları, Mahkeme Kapısı ismiyle kitaplaştırdı. 1940 ile 1948 yılları arasında çok aktif bir yazı hayatı olmadı ancak Yürüyüş, Büyük Doğu, İnkılapçı Gençlik, Servet-i Fünun gibi dergilerde öyküleri yayınlandı.
Sait Faik Abasıyanık'ın Toplatılan Kitabı

Sait Faik’in muhabirlikten önceki döneminde 1940 ile 1941 yılları arasında Yeni Mecmua dergisinde 19 bölüm halinde Medarı Maişet Motoru’nu yayınladı. 75 ile 95. sayılar arasında tefrika edilen bu eseri, 1944 yılında kitap olarak bastırmaya karar verdi. Fakat, hiçbir yayınevi kitabı yayınlamayı istemedi. Yazar, annesinden aldığı parayla kitabı bastırabildi. Medarı Maişet Motoru, kısa bir süre sonra Bakanlar Kurulu kararı ile toplatıldı. Kitap, 1952 yılında, Varlık Yayınları tarafından yeniden basıldı. Kitabın ismini Birtakım İnsanlar, romanda geçen Medarı Maişetmotorunun ismini de Ceylan-ı Bahri olarak değiştirdi. Medarı Maişet Motoru’nu ilk baskısından sadece 99 adet satılabildi.

Çelme hikayesinin ardından Medarı Maişet Motoru da asılsız bir ihbar sonucu toplatılması onu yavaşlattı. Tek tük öyküsünün yayımlandığı o günlerde ya balığa çıkıyor ya da aylak geziyordu. Bu yalnızlık ve kırgınlık döneminin izlerini taşıyan hikâyelerden oluşan kitabı Lüzumsuz Adam’ı 1948 yılında yayınladı.

Sait Faik’in Hastalığı, Son Eserleri Ve Ölümü

1947 yılında  burnundan ara sıra kan gelmeye başlayan Sait Faik’in karaciğerinin büyüdüğü ortaya çıkmıştı. 1948’de siroz teşhisi kondu. Tedavi ve bakıma rağmen hastalık ilerleyince 1951 yılında Fransa’ya gidip orada tedavi olmaya karar verdi.  Paris’te sadece beş gün kalıp,  31 Ocak 1951’de İstanbul’a döndü. Paris yolculuğunun ardından büyük bir umutsuzluğa düşen, Abasıyanık,  yazarlık kariyerinin en verimli günlerini geçirmeye başladı. Havada Bulut, Kumpanya ve Havuz Başı isimli kitapları bu dönemde yayınlandı. Yazılarında ölüm teması görülmeye başlandı. 1952 yılında Son Kuşlar’ı yayınlandı.  1953 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Mark Twain Derneği, çağdaş edebiyata yaptığı katkılardan ötürü yazara onur üyeliği verdi. 1953 yılında, Kayıp Aranıyor isimli romanı ve Şimdi Sevişme Vakti isimli şiir kitabı yayınlandı. 1954 yılında ise Alemdağ’da Var Bir Yılan yayınlandı ve Georges Simenon’dan çevirdiği Yaşamak Hırsı isimli kitap çıktı.
10 Mayıs’ı 11 Mayıs’a bağlayan gece saat 02:35’te İstanbul’daki bu klinikte vefat etti. Cenazesi 12 Mayıs 1954’te Şişli Camii’nden kaldırılarak Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Bilgitor Aktif Link:
Sait Faik Abasıyanık Kimdir? Kısaca Hayatı ve Eserleri

İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar

2 Yorum

  1. Sait Faik Abasıyanık, ülkemizin en önemli yazarıdır. Sabahattin Ali ile birlikte en çok sevdiğim yazarlardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.